Devletin Kurumsal Yapısı

“Devlet” kelimesi, Arapça “devle (دوله)” kelimesinden Türkçe’ye geçmiştir. Bu kelimenin aslî harfleri “d د”, “vو”, “l ل”dir. Aynı aslî harfler, “tedavül (تداول)” kelimesinde de geçmektedir. O halde “devlet”, “tedavül eden”, yani “elden ele geçen” demektir. Devlet kelimesinin Fransızca karşılığı etat, İngilizce karşılığı state, Almanca karşılığı staat, İtalyanca karşılığı stato’dur. Bunların hepsinin kökeni Latince status kelimesidir. Etimolojik olarak “Devlet” kelimesinin kökeni dil ailelerine göre yine aynı kök dizinden türemiştir. Bu bağlamıyla mekanizmanın ne olduğuyla ilgili soyut kavramların içerisinde en kapsamlı kelimelerin başında “Devlet” gelir.

Devlet konusunda pek çok tanım yapılmıştır ve yapılmaya da devam etmektedir. Bu tanımların içinde şüphesiz en benimsenmiş kökeni George Jellinek’in ilk baskısı 1900 yılında yayınlanan Allgemeine Staatslehre’de bulunan “üç unsur teorisi (Drei Elementen Lehre, three elements theory)” diye bilinen teoriye göre yapılmış olan tanımdır. Bu teoriye göre devlet, insan, toprak ve egemenlik unsurlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş varlık olarak tanımlanmaktadır. Devletin birinci unsuru olan insan topluluğuna hukukta millet denir. Millet birbirlerine birtakım bağlarla bağlanmış olan insanlardan oluşmuş bir topluluktur. Devletin ikinci unsuru olan toprak unsuruna hukukta ülke denir. Ülke, belirli insan topluluğunun devamlı olarak yaşayabileceği ve egemenlik kurabileceği, belirli sınırları olan bir toprak parçasıdır. Devletin üçüncü unsuru olan iktidar unsuruna hukukta egemenlik denir. Egemenlik, en üstün iktidar demektir. Bir devletin varlığından bahsedebilmek için, insan topluluğunun belirli bir ülke üzerinde en üstün iktidara sahip olması gerekir. Haliyle bu iktidarın da az çok uzunca bir süre devam etmesi lazımdır. Bu üç unsur kullanılarak, yukarıda yaptığımız devlet tanımına esas itibarıyla benzeyen, ama farklı ifadelerin kullanıldığı devlet tanımları yapmak mümkündür. Örneğin “devlet, belirli bir ülke üzerinde egemen olmuş milletin meydana getirdiği bir varlıktır” veya “devlet bir ülke üzerinde yaşayan insan topluluğunun üstün bir iktidara tâbi olmak suretiyle oluşturduğu varlıktır” veya çok daha kısa ve düz bir şekilde “devlet, millet, ülke ve egemenlik unsurla araya gelmesiyle oluşmuş bir varlıktır” vb. şekillerde tanımlar yapılabilir. Bu tür tanımları, devletin üç unsurunu içerdiği ve devleti bu üç unsurdan birine indirgemediği sürece doğru olarak kabul etmek gerekir.

Bir devletin kurulabilmesi için bu üç unsurun bir veya ikisi yeterli değildir; üçünün de bir araya gelmesi gerekir. Sadece insan topluluğu, belirli bir toprak parçası olmaksızın devlet teşkil edemez. Keza üzerinde yaşayan insanlar olmaksızın bir toprak parçasının devlet meydana getirmesi de mümkün değildir. Dahası, insan ve toprak unsurları olsa, yani belirli bir toprak üzerinde yaşayan insanlar mevcut olsa bile, bunlar kendi başına bir devlet oluşturmazlar; devletin oluşabilmesi için bu insanların bu toprak parçası üzerinde egemenlik kurmaları gerekir. Bu üç unsurun birleşmesiyle oluşan devlet, kendini meydana getiren unsurların dışında ve onlardan bağımsız bir varlıktır. Dolayısıyla devlet, kendisini oluşturan unsurlardan birisine indirgenemez. Devlet sadece ülke veya sadece millet veya sadece egemenlik demek değildir. Devlet hukuk düzeninde, kendini oluşturan insanlardan ayrı bir hukukî varlığa sahip bir tüzel kişi olarak kabul edilmektedir. Devleti oluşturan üç unsurdan biri diğerine göre daha önemli değildir. Bu üç unsurdan biri aslî, diğerleri tali değildir. İlk bakışta insan unsurunun devletin tanımında daha önemli olduğu gibi bir izlenim doğabilir. Böyle bir izlenim yanlıştır. Çünkü ülke unsuru olmaksızın insan topluluğu tek başına (nicelik olarak ne kadar büyük olursa olsun) devlet teşkil etmez. Keza insan ve toprak unsurları olsa bile, söz konusu insan topluluğu, söz konusu toprak parçası üzerinde egemenlik kuramamış ise yine ortada bir devlet yoktur. Devlet kendini teşkil eden unsurlardan birisine indirgenemeyeceğine ve bu üç unsurdan her biri aynı değerde olduğuna göre, devlet tanımında, bu unsurlardan birine öncelik veren tanımlar yanlıştır. Örneğin devlet, “belirli bir toprak parçası üzerinde egemen olmuş insan topluluğu ”olarak tanımlamak yanlış olur. Böyle bir tanım bir yandan devletin aslında insan topluluğuna indirgemekte, en azından insan unsurunun devletin asıl unsuru olduğunu akla getirmektedir. O nedenle devlet tanımlanırken devletin bu üç unsurun dışında ayrı bir varlık olduğu belirtilmelidir.

Devletin somut olarak tanımlarını yapmak mümkündür ancak soyut kavram olarak devlet kavramı yine o devleti meydana getiren millet unsuru ile doğrudan orantılıdır. Devletin oluşumu birçok düşünüre göre  toplumsal sözleşme statüsü ile açığa çıkmıştır. Bunun yanı sıra devletin asıl işlevleri olan ve Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde belirttiği unsurları bireylerin tek başına gerçekleştiremeyeceğinden devletin varlığı zorunlu hale gelmiştir. Her devlet kendi milletinin aynasıdır ve millet kendi eli ile devleti oluşturmuştur. 

Devlet, kurumsal yapı itibari ile 3 organa ayrılmıştır. Bunlar, yine her devlette yapısal olarak farklılıklar göstermektedir. Bunlar; yasama, yürütme ve yargı organlarıdır.

Yasama

Tarihsel süreç içerisinde farklı isimlerle karşımıza çıkan yasama organı, devletin yazılı hukuk kaynağının temelini oluşturmaktadır. Kurumsal devlet modellerinde karşımıza çıkan yasama organı devletin yazılı hukuk kurallarını oluşturan, kanun koyucu statüsündedir. Geçmişte; kurultay, senato, konsül, komite, kamara gibi isimler ile bilinse de günümüz modern devletlerinde adı meclis olarak adlandırılan çoklu katılım yapılarıdır. 

Yürütme 

İster kuvvetler ayrılığı ister kuvvetler birliği esasında, hangi sistem üzerinden değerlendirilirse değerlendirilsin, yürütme organı devletin kararları uygulama mekanizması olarak görev yapmaktadır. Yasama tarafından oluşturulan temel hukuk kurallarını uygulamakla yükümlü olan yürütme organı devletin görünen yönetim mekanizmasıdır. Geçmişte; Kağan, Hakan, Şah, Padişah, Sultan, Kral vb. klasik monarşi kavramları yürütme organını oluştursalar da günümüzde bunların yerini Cumhurbaşkanı, Başbakan, Başkan gibi kavramlar almıştır. Demokrasilerde; Cumhurbaşkanlığı veya Başkanlık komisyonları, Bakanlar Kurulu gibi kurumsal çoklu yapılar, yürütme organının işlevlerini yerine getirmektedir.

Yargı

Yasama organının oluşturduğu ve yürütme organının uyguladığı temel hukuk kuralları çerçevesinde oluşacak olan uyuşmazlıkların çözümü için denetim mekanizması görevini yerine getiren yargı organı, hukuk felsefesi açısından tam bağımsız olmak zorundadır. Hangi sistem üzerinden bakılırsa bakılsın, başta hukuk felsefesinin gereği olarak yargının, tüm organların işlevselliğini yerini getirmede öncü rol oynaması gerekmektedir. Geçmişten günümüze kadar gerek tüzel kişilerin gerek gerçek kişilerin birbirleri ile uyuşmazlıklarını karara bağlamakta, devleti var  eden yazılı veya yazısız temel hukuk kurallarının işlemesine doğrudan müdahalede bulunmaktadır.

DEVLET ŞEKİLLERİ

Yapısına Göre Devlet Şekilleri

Tek (Basit) Yapılı Devletler: Üniter (Tekçi) Devlet

Üniter devletin özelliği sınırları içerisinden hukuk birliğinin olmasıdır. Ülkede tek bir yasama organı ve idaresi, tek bir yürütme kuvveti ve tek bir yargılama sistemi vardır. Bu durum devletin yönetim mekanizmasını ve kurumsal yapısını sadeleştirerek yönetim fonksiyonunun hızlı işlemesine neden olmaktadır. Yönetimi en basit olan Üniter devlet, gerek milli gerekse manevi olarak bir araya gelmiş topluluğun oluşturduğu sade bir devlet modeli olarak karşımıza çıkmaktadır.

1789 Fransız ihtilali ile birlikte oluşan Milliyetçilik akımı, bu sistemi doğuran en önemli faktördür. Milli değerler üzerine kurulan üniter devlette tüm kesimler tek çatı altında, tek anayasa ve tek erkle yönetilmektedir. Tüm kurumlar kurumsal bakımdan tek bir yapıya bağlıdır ve bu hiyerarşi ile yönetilmektedir.

Birleşik Yapılı Devletler: Federal Devlet

Birleşik yapılı devlet, iki veya daha fazla yapıdaki devletin sıkı veya gevşek bağlarla bir araya gelerek oluşturdukları devlet şeklidir.

Birden çok devletin ortak bir anayasada birleşmesinden meydana gelen devlet topluluklarıdır. Yasama, yürütme ve yargı sistemleri hem federe devletlerde hemde federal devletlerde ayrı ayrı bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri günümüzde bu şeklin tipik bir örneğidir. Federal devlet sisteminin temel özelliklerini  şöyle sıralayabiliriz:

  • Federal sistemlerde, federal ve eyalet (kanton,state vb. gibi) iki ayrı yönetim düzeyi vardır.
  • Federal devletin yasama organının çift (iki) meclisli olması zorunludur.
  • Federal devletlerde yetki uyuşmazlıklarının çözümünü sağlayacak bir yüksek mahkeme vardır.
  • Federal devletlerde yazılı bir anayasanın varlığı zorunludur.

2. Egemenliğin Kaynağına Göre Devlet Şekilleri

Mutlak Monarşi

Devlet başkanlığı makamının soya bağlı olarak veraset yoluyla(İrsen) hanedan içinden seçilerek el değiştirdiği devlet şeklidir. Devletin seçimle iş başına gelmeyen tek bir kişi(Monark, hükümdar, prens, kral) yönetir.

Meşruti Monarşi

Monarkın yanı sıra devlet iktidarının kullanılmasında bir meclisin olduğu ve monarkın yetkilerinin bir anayasa tarafından sınırlandırılıp halk tarafından seçilen bir meclisle paylaşıldığı monarşi biçimidir. Günümüzde; İngiltere, Danimarka, Japonya bu duruma bariz bir örnektir.

Cumhuriyet

Cumhuriyet “monarşik” olmayan tüm rejimlere verebileceğimiz ortak bir isimdir. Devlet biçimi olarak cumhuriyet, egemenliğin şahısta veya bir zümrede(eşhas)  değil toplumun tümünde olmasıdır. Hükümet biçimi olarak cumhuriyet ise, devlet başkanının veraset yoluyla değil demokratik olarak meclis ya da halk tarafından seçilerek oluşturulduğu hükümet sistemidir.

HÜKÜMET SİSTEMLERİ

Meclis Hükumeti Sistemi (Konvansiyonel Sistem)

Bu hükumet sisteminde devlet başkanı sıfatı ile herhangi bir şahıs yoktur. Bunun yerine meclisin bizzat kendi kurumsallığı devlet başkanlığı makamını yürütmektedir. Yasama ve yürütme işlemi tek merkezde yani mecliste birleştirilmiştir. Bu durum; olağanüstü hal zamanlarında hızlı karar alabilme açısından oldukça elverişlidir. Kuvvetler birliği ilkesi benimsenen bu sistemde meclisin içinden oluşturulan bir hükumet ile yürütme işlevini icra edilmektedir. Bununla birlikte meclisin bu hükumeti feshetme yetkisi vardır ve meclis sürekli görevin başında olmak zorundadır. Mecliste muhalefet görevi bulunmadığından meclisteki tüm gruplar yürütmede yönetim imkanına sahip olabilirler.

Türkiye’ de bu sistem, 1921 Anayasası ile hayata geçirilmiş olup 1924’ e kadar devam etmiştir. Olağanüstü hal olarak belirttiğimiz “Kurtuluş Savaşı” sürecinde, meclisin hızlı ve etkili karar alabilmesi için bu sistem kabul edilmiştir.

Parlamenter Sistem

Parlamento (Meclis) ‘nun olduğu her devlette parlamenter sistem olmamakla birlikte parlamenter sistem, yürütme organının içinden doğduğu ve ona karşı sorumlu olduğu, kuvvetlerin yumuşak ayrımına dayanan bir hükumet sistemidir.Yürütme organını, devlet başkanı ve bakanlar kurulu oluşturur. Yürütme organı bu sistemde düalist yapıdadır. Devlet başkanı yürütmenin sorumsuz kanadını oluştururken Bakanlar kurulu yürütmenin sorumlu kanadını oluşturur.

Yasama varlığının zorunlu olduğu parlamenter sistemde parlamento tek veya çift yapılı olabilir. Bu sistemde erkler arası ayrılık sağlanmış olsa bile yürütme erkinin yasama organından çıkması nedeni ile yasama ve yürütme arasında geçişkenlik bulunmaktadır. Yanıltmamak adına parlamenterizm sistemi, meşruti monarşi sistemlerinde de görülebilmektedir. 

Rasyonelleştirilmiş Parlamenter Sistem

Parlamenter sistemin içerisinden doğan ve bu sistemdeki hataların düzeltilmesi için bir üst model olarak “Rasyonelleştirilmiş Parlamenter Sistem” geliştirilmiştir. Bu sistemin en büyük özelliği, parlamenter sistemde hükumetin düşürülmesinin kolaylık olmasının aksine hükumetin düşürülmesi zorlaştırılmış, hükumetin karar verme mekanizmasını sekteye uğratacak tüm  işlevler ortadan kaldırılmıştır. Rasyonelleştirilmiş parlamenter sistemin parlamenter sistemden ayıran özellikleri şunlardır:

  • Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’ndan bakanların azlini isteyebilmesi, bakanların başbakana karşı sorumlu olması(Bakanlar Kurulunda Başkanın güçlendirilmesi) 
  • Parlamentoda siyasi grup kurmanın zorlaştırılması
  • Parlamentonun tek yapılı olması
  • Güvensizlik önergesi verme hakkının sınırlandırılması
  • Serinleme sürelerinin öngörülmesi
  • Güvensizlik önergesinde üye tam sayısında salt çoğunlukta olma zorunluluğunun getirilmesi
  • Güven oylamalarında sadece güvensizlik oylarının sayılması
  • Yapıcı (kurucu) güvensizlik oyu
  • Fesih tehdidi altında güvenoyu

Başkanlık Sistemi

Bu sitem, yürütme organının başı, hem de devlet başkanı Başkan’ ın halk tarafından seçildiği, kuvvetlerin sert ayrımına dayanan sistemdir. Başkanlık sisteminde Başkan’ ın ne göreve gelme aşamasında ne de görevine son verilmesi durumunda yasama organının herhangi bir yetkisi ve gücü bulunmamaktadır. Bu sistemde yürütmenin de yasamayı feshetme yetkisi bulunmamaktadır. Parlamenter sistemin aksine bakanlar veya sekreterler meclise karşı değil, doğrudan başkana karşı sorumludur. Başkan bu durumda yasama organına karşı sorumlu değildir. Yasama organı yasama işlevini yürütmekle mükellef olup yasaların uygulanıp uygulanmayacağı yürütme tarafından belirlenir. Yasamanın yürütmeye karşı baskı yolu ancak yargı yoluyla olabilir.

Yarı Başkanlık Sistemi

Bu sistem parlamenter sistem ile Başkanlık sisteminin özelliklerini almış melez bir sistemdir. Bu sistemde parlamenter sistemde olduğu gibi düalist bir yürütme bulunmakta ve yine parlamenter sistemde olduğu gibi yasamadan doğup yine yasamaya karşı sorumlu olan bir bakanlar kurulu bulunmakta; ancak başkanlık sisteminde olduğu gibi doğrudan halk tarafından seçilmiş ve önemli icrai yetkilere ve siyasi kudretle donatılmış bir güçlü ve baskın devlet başkanı bulunmaktadır. Fransa, Portekiz, Rusya, Romanya ve Ukrayna’ da uygulanan bir sistemdir.

DEVLET SİSTEMLERİNİN BELİRLENMESİ

Devlet kavramı hiyerarşik organizasyonun temelini olmakla birlikte ilk kademe hiyerarşiyi oluşturmaktadır. Her devlet kendine göre kurumsal hiyerarşini belirlemekte ve bunu uygulamaya koyacak esaslar ve kanunlar geliştirmektedir. Kurumsal hiyerarşi temelinde yükselen devletler, tarihi süreçler ve coğrafi pozisyonları neticesinde yönetim sistemleri geliştirmiş ve başka devletlere de ihraç etmiştir. 

Her devlet kendince kurumsal yapısını oluşturacak sistemler geliştirmiş, tarihi süreçler içerisinde geliştirerek her dönemde farklı sistemler uygulamıştır. Deneme yanılma yöntemleri ile geliştirilen sistemler her devlet ve devleti oluşturan unsurlar açısından yeni bir yaşam tarzı, ekonomik yapı ve sosyo-kültürel etkileri de beraberinde getirmektedir. Bu durum ihraç edilen sistemlerin veya daha geniş ifade ile kültür emperyalizminin bir parçası olarak başka kullanılan silahlar haline gelmektedir.

Bireyler bir araya gelerek aileyi, aileler sülaleyi, sülaleler ırkları, ırklar milleti ve milletlerin bir araya gelerek halkları oluşturduğu ortadadır. Bu birleşimler yine devletin yönetim mekanizmalarını belirleyen en önemli faktörlerdir. Coğrafi konum, fiziki şartlar, ekonomik gelişmişlik ve zamanla oluşan ortak kültür, devletlerin yönetim biçimlerine sirayet etmek zorundadır. Bu durumda her milletin veya milletlerin bir araya gelerek oluşturdukları halkların kendine özgü yönetim biçimlerini oluşturmaları zamanla kaçınılmaz olacaktır.

Kaynakça

CADOUX, Charles –  Droit constitutionnel et institutions politiques: Théorie générale des institutions politiques

ESEN, Bülent Nuri – Anayasa Hukuku 

GÖZLER, Kemal – Devletin Genel Teorisi

JELLİNEK, George  – Allgemeine Staatslehre: Drei Elemente Lehre, three elements theory

NOHUTÇU, Ahmet – Devlet Teşkilatı Hukuku: Anayasal Düzen ve T.C. Devlet Teşkilatı Yapısı

Sistemsel Sorundan dolayı dipnotlar eklenememiştir.

Bir cevap yazın