Geleneksel Medyanın Tarihi

            Her ne zaman medya ve iletişim terimleri dile getirilse, çoğumuzun kafasında günümüz dünyasının  her tarafa yayılmış  teknolojisi canlanır. İletişim öğrencileri ise tarihsel açıdan daha öncelere gidip geçmiş 200 yılın gazetelerini, 15. yüzyılda matbaanın icadını veya Antik Yunan alfabesinin kökenlerini düşünebilirler. İletişim medyasının tarihi ise aslında daha eskidir. Antik Mezopotamya ve Mısır’ın karmaşık yazı sistemlerine kadar, bunların gelişimindeki bazı temel yönlerin üzerinde durulmasında fayda vardır.[1] Medya kavramı, günümüzdeki medya kavramı ile birlikte derinlemesine incelenebilir. Birden fazla insanın bir araya gelmesi ile iletişim gereksinimi ortaya çıkmıştır. Bu durum kişilerarası iletişim alanını doğurmuştur.

            İlk iletişim aracı neydi? Bu sorunun bilimsel olarak yanıtlanması imkansızdır. Ancak hayal edilmesi değil. Prehistorik atalarımız, değişen bir dünyaya fiziksel olarak uyum sağlamalarında kendilerine yardımcı olacak ağaç, kemik ve taştan araçlar yaptıkları andan itibaren, büyük ihtimalle “düşünce araçları” da yapmış olmalılar. Belki de bu türden ilk aygıt, yakınlarındaki bir sürüdeki geyik sayısını belirten basit bir çentikli çubuk veya belirli bir arazi parçasının önemini göstermek için düzenlenmiş bazı taşlar veya kütüklerdir. Burada önemli olan süreçti. İnsanlık kendi iletişim alanını iletişim araçları yaratarak genişletmiştir.[2] Muhakkak ki ilk iletişim aracı yine iletişim olanağını sağlayan bireyin kendisiydi. Bireyin, birden fazla birey ile aynı standartlarda iletişim kurması o dönem için olanaksızdı. Bu durum iletişim biçiminin zamanla standartlaşmasına olanak sağlamıştır.

            İletişim bilgi ve haberlerin karşılıklı değişimidir. İletişim bir edimdir. Yaklaşık 100.000 yıl önceki ilk atalarımız sözsüz jestler ve evrilen bir konuşma dili sistemi aracılığıyla iletişim kuruyorlardı. Yaşamlarının gün geçtikçe daha karmaşık bir hale gelmesiyle birlikte, önemli şeyleri anımsamak için grubun ortak belleğinden daha fazlasına gereksinim duydular. İhtiyaç duydukları şey, zaman zaman ekstrasomatik bellek diye de adlandırılan, bedenin dışındaki bir bellekti. Böylece “iletişimdeki” artış “iletişim araçlarının” ortaya çıkışına, hacmi artan  veriyi depolayacak ve gerektiğinde yeniden elde etmeyi sağlayacak olan araçların gelişimine yol açmıştır. Bugünün mikroçipi bu tarz araçtır ve bizim varsayılan çentikli çubuğumuz onun doğrudan atası sayılır.[3] Dilin doğumu bu süreçler içerisinde iletişim gereksiniminin zaruri ihtiyacından öte diyalektik birikim ile kendini var etmiştir. Dilin doğumu, bugünün modern iletişim biliminin kıvılcımını ateşlemiş, ilk iletişim aracı olan ve zaman içerisinde kitle iletişimin ana unsuru haline gelmiştir. Bugün, dil olmadan iletişim olanağından bahsedemeyiz.(İşaret dili de bugün bir dil olarak kabul edilmektedir.)Bununla birlikte dilin farklı coğrafya iklimlerde oluşması, bugün “kültür” diye adlandırdığımız toplumsal kimliğinin bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır.

            Dil, kültürel bir genetiğin kodu olmakla birlikte coğrafi ve iklimsel şartlara göre de farklılıklar göstermektedir. Asya dillerinin karmaşıklığı, Hint-Avrupa dillerinin gramer yapısı, Afrika dillerinin kendine has dokusu bulunduğu kültürün, iklimin ve coğrafyanın izlerini taşımaktadır.

Simgeler ve İşaretlerin Kullanımı

            Simgeler, düşünceleri kavramamızı, ifade etmemizi ve kavramamızı sağlayan özel anlamlar taşıyan şeylerdir.[4]  Simgelerin kullanımı insan davranışlarının bir karakteristiği olduğu için aslında insanlığın kendisi kadar eskidir.[5] İletişim disiplini ilerisinde simgeyi tanımlayacak olursak, kaynağın hedef ile yapmış olduğu bir mesaj kanalıdır. Simge, kendi başına bir iletişim kanalı olmakla birlikte soyut anlam ve ifadelerin bir bütünüdür. Aynı zamanda simge, somut bir objeye soyut bir kavram yükleyerek alıcının üzerinde bıraktığı soyut kavram yansımasıdır. Bu yansıma zaman içerisinde oluşmuş ve anlamlandırılmıştır.

Yakın Doğu’nun ilk tarım toplulukları çok eski simgesel  gelenekleri sürdürüyorlardı. İlk çiftçiler evlerinin temellerine boynuz koyuyorlar ve zeminlerini pingmentlerle boyuyorlardı.[6] Ayrıca bazen toprak boyası kullanarak cenaze törenleri de yapıyorlardı.[7] Kimine göre inanç esaslı olan simgeler kimi zaman iletişim süreci içerisinde de değerlendirilir. Amacımız, iletişim disiplini içerisinde simgeleri açıklamaya çalışırken onun aynı zamanda bir somut anlamlar bütünü olduğunu da aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Son olarak çentikli kemiklerin hala köy topluluklarının bir parçasıydı.[8] Bu durum, simgelerin zamanla bir kültür parçası, inanışın bir özü veya geleneksel bir ayin olarak yapıldığını da göstergesidir.

Papirüsün İcadı

            Bir yazı aracı olarak taşın aksine papirüs son derece hafifti. Yalnızca Nil deltasında yetişen bitkilerden (Cyperus papyrus) yapılıyordu ve bulunduğu bataklıkların yakınlarında yazı malzemesi olarak imal ediliyordu. Bitkinin körpe, yeşil sapları uygun uzunluklarda kesilir ve yeşil kabuğu soyulurdu. Sonra bunlar kalın şeritler halinde kesilir ve birbirlerine paralel olarak ve geçigen dokuları hafifçe birbirlerine değecek şekilde yerleştirilirdi. Bunun üzerine aynı şekilde benzer bi tabaka dikine yerleştirilir, bu da başka bir tabakayla kaplanırdı. Bu tabaka yaklaşık iki saat boyunca tahta çekiçlerle dövülürdü, böylece yapraklar basınç altına kurutulmaya hazır, tek bir kitle haline gelirlerdi. Yapraklar, bazen çok uzun olabilen tomarlar oluşturulacak şekilde birbirine iliştirlirdi. Hafif bir mal olan papirüs geniş bir bölgedeki değişik yerlere kolayca taşınabilirdi.[9]

            Papirüs, döneminin en modern kayıt cihazı olarak değerlendirilmelidir. Tesadüfi mi yoksa gerçekten ihtiyaçtan mı üretildiği bilinmeyen papirüs, dilin oluşmasından sonraki iletişim bilimi açısından en önemli gelişme olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu icat, zamanla mesajın ulaşım açısından kaybolmadan iletilmesini sağlayacak olan “ulaşım esaslı iletişim” kavramını doğrucaktır. Kişilerarası iletişim papirüs sayesinde kitle iletişimine evrilip dönüşecek ve modern kitle iletişim disiplinin doğumuna ön ayak olacaktı.

Yazının Doğuşu

            Bugün çoğu uzman yazının muhasebe hesaplarıyla başladığını kabul ediyor, bununla birlikte muhasebecilik antik Mısır, Çin ve Orta Amerika yazılarından kalanlar arasında pek az yer kaplıyor.  Eski bir Sümer tabletinden alıntı yaparsak yazı,”genişlemeyen bir ekonominin zorlayıcı gereksinimlerinin doğrudan bir sonucu olarak” gelişmişti. Başka bir deyişle, M.Ö. 4. binyılın sonlarında bir zamanda, Mezopotamya’nın  eski şehirlerinde ticaretin ve idarenin karmaşıklaşması, yönetici seçkinlerin bellek gücünü aşan bir düzeye erişmiştir. İşlemlerin güvenilir ve kalıcı bir şekilde kaydedilmesinin önemi artmıştı. Yöneticiler ve tüccarlar artık Sümer muhataplarına “bunu yazıya dökmeliyim” veya “bunu yazılı olarak alabilir miyim?” gibi şeyler söyleyebileceklerdi.[10] Dünya tarihinde değişmeyen tek bir gerçek vardır bu da: büyük icatların ekonomik ve/veya askeri ihtiyaçlardan ötürü var olduğudur. Birçok bilim adamının mutabık kaldığı tek konu, yazının icadını sağlayan lokomotifin ekonomik ihtiyaç olduğudur.

            Ancak bu, yazının fiilen yazısızlıktan nasıl çıktığını açıklamak için yeterli değildir. Tanrısal köken kuramı, 18. yüzyılda gerçekleşen Aydınlanma’ yla birlikte yerini piktografik köken kuramına bıraktı. İlk yazılı simgelerin genellikle piktogramlar, somut nesnelerin resimsel temsilleri oldukları düşünülmüştür. Bazı uzmanlar yazının, yaklaşık M.Ö. 3300 yıllarında (İncil’de adı Erech olarak geçen) Uruş şehrinde yaşamış kimliği bilinmeyen birinin bilinçli bir araştırmasının sonucu olarak ortaya çıktığına inanıyorlar. Başkaları ise yazının muhtemelen zeki bir idareci ve tüccar grubunun çalışması sonucu ortaya çıktığına inanıyorlar. Yine başkaları da aslında yazının bir icat değil de tesadüfi bir keşif olduğunu düşünüyorlar. Birçoğu da onun, bir esinlemenin sonucu olarak değil, uzun süreye yayılmış bir evrimin sonucu olarak değerlendiriyorlar.  Daha ciddi bir kuram ise yazının uzun süre kullanılmış bir sayma sistemi olan kilden yapılmış “Hesap taşlarından” türediğini söylüyor.[11]

            Bilimsel veriler ışığındaki kavram karmaşasına açıklık getirmek bile her zaman doğru yollarla olmayabilir. Bu durum sosyal bilimlerin en zor safhası ve cevap alınması en güç konuların başında gelir. Yazının icadı Sümerlere dayanmakla birlikte yeni bir kanıt veya bulgular çerçevesinde değişime ve teyide her daim muhtaç bir konudur. Arkeoloji bilimi bu durumda son bulguyu geçerli kılar ve bu doğrultuda kanıt verir. Arkeolojik ve tarih bilimi çerçevesinde değerlendirildiğinde yazı, ekonomik gereksinimler ışığında doğumunu gerçekleştirmiştir. Bu durum elbette yazının rakamsal faaliyetini öncelikli kılmıştır. Savaşçı bir toplum olmayan Sümerlerin yazıyı kullanmalarındaki ihtiyacın askeri sebepler olmadığı bir gerçektir. Karmaşıklaşan diğer alanlarda da yazının ihtiyacı hissedilmekle birlikte, alfabenin genişleyerek gelişmesini sağlamıştır. 

İhtiyaç, bir yeniliğin oluşmasındaki en önemli faktördür. Yazı ile birlikte papirüsün evrilerek kağıdın geliştirilmesi farklı alanların doğumunu da beraberinde getirmiştir. Diplomasi; yazı ve kağıdın birleşimi ile oluşmuş, yazılı edebiyat bu kombinasyonun eseri olarak kültürü ortaya çıkarmıştır. Yazının doğumu medeniyet ile birlikte modern iletişim bilimini yanında getirmiş, kitle iletişimin mesaj kodu olmuştur. Kişilerarası iletişimin yanı sıra kitle iletişimi yazı sayesinde gerçekleşmiş, ilk kitle iletişim araçları, kağıt ve yazıdan türemiştir.

Kağıdın Kullanımı ve Matbaanın İcadı

            Kağıt, M.S. 1. yüzyıl gibi çok eski tarihte Çin’de icat edilmişti. Batı Avrupa’ya girişi 12. yüzyılda oldu ve 13.yüzyılda imal edilmeye başladı. 1500’lü yıllarda Avrupa’nın büyük şehirlerinde bir kağıt imalathanesi  bulunuyordu, yoksa yerel dillerde basılmış kitaplara olan artan talep karşılanamazdı. Ayrıca kağıt yeni bir dilin, Arapça sayıları kullanan matematiğin de yaygınlaşmasına neden oldu. Bu sistem hesaplamalar için çok elverişliydi. Avrupa’ya 12. yüzyılda girmiş olmasına rağmen ileriki 400 yıl boyunca  olanakları pek az kavranabilmişti. Katipler ve elyazması geleneği sayıların biçimlerini standartlaştırmada  veya kullanımlarını açıklayan eğitici metinler üretmede başarısız olmuştu. Matbaa bu iki şeyi de gerçekleştirdi. Bilim ve ticari hayat bundan hemen faydalandı.[12]

Kitap, kitle iletişim aracı olarak sayılmasa bile kitle iletişim araçlarının doğmasına ön ayak olmuştur zira okuyazarlık olmadan dönemin matbaa teknolojisinin işe yaramasından bahsedilemez. Kitle iletişim mantığı, durağan olmayan ve içerisinde genel bir mesaj olmayan iletiyi kabul etmez Ancak dönemi itibariyle topluma verdiği mesajların içeriği onu bir kitle iletişim aracı olmaktan kurtaramamıştır. Günümüzde bile kitapların kitle iletişim aracı olup olmadığı ile ilgili uzun uzadıya bir çok tartışma bulunmaktadır. Bu durum kitabın içeriği ile ilgili olmakla birlikte edebiyatın bir iletişim dalı olarak görülmemesi yatar.

            Protestan Reformu’nun batı tarihindeki okuryazarlığın ve okul öğreniminin yaygınlaşmasına yönelik en büyük pozitif gücünden biri olduğu söylenir. Bu eğitimsel bir reform hareketi olarak rahatça görülebilir:” Reformcuların temel varsayımları, eğitime gençken başlanması gerektiği, dinsel ahlaki gelişme için öğretim aşılanması gerekli olduğu…, bu aşılamanın yatılı okullarda gerçekleşmesi gerektiğiydi.[13] Kitle iletişim araçlarının kodu olarak önümüze çıkacak olan ve mesajı çözümlememiz gereken ilk unsur o dönemde yazıdır. Yazının kaynak tarafından kodlanıp alıcıya gönderilmesi ve alıcının bu kodu çözmesi muhakkak bir eğitim sonucu olacaktır. O dönemin kitle iletişim araçlarının kullanılması ve halkı bilgilendirilmesi için okuryazarlık olmazsa olmazdı.

            Broşürler ve özellikle de afişler kamunun bilgilendirilmesine  yardımcı oluyorlardı. Okur Yazar olmayanlar kendilerine afişlerin okunması sayesinde buradaki mesajları alabiliyorlardı. Basılı malzemenin mevcudiyeti okuryazarlıkta bir artışa neden olmadı; bunun yerine haberlerin dolaşımını arttırdı ve daha fazla insanın bilgi edinme olanağının artmasını sağladı. Matbaanın kullanımı Luther’in tezlerinin ve sonraki yazılarının kısa sürede ve geniş çapta dolaşıma girmesini sağladı.[14] Modern medyanın doğumu ve ilk profesyonel kitle iletişim araçlarının temeli kağıt ve matbaa ile atılmıştır. Bu buluş zamanla seri üretime dönüştürülmüş ve kitap vb benzeri yazılı basın kavramını ortaya çıkarmıştır.

            Gezici kitapçılar Reformasyon propagandasını kırsal bölgelere taşıdılar, bu sayede basımcılık 1524-1525 köylü isyanları üzerine doğrudan bir etki yaptı. Bu isyan Lutherci Reformasyon için bir dönüm noktası oldu; reform liderleri toplumsal düzenin karşılaştığı tehlikeleri fark ettiler ve kitlesel katılım çağrıları yapmaktan kaçınmaya başladılar. Daha resmi ve dikkatli kurumsal ve dinsel (daha doğrudan kontrollü) değişim girişimlerine ağırlık verildi. Baskının daha kontrollü bir propaganda aracı haline gelmesiyle birlikte broşürlerin ve polemik eserlerin sayısı azaldı. Reform hareketi ile ilgili basımlar dinsel ve teolojik konularla sınırlandırıldı., fakat eserlerin yerel dilde yayınlanmasından vazgeçilmedi.[15] Basın özgürlüğünün kısıtlandırılmasının ilk örneği olarak reform hareketlerini göstermekte sakınca yoktur. Bu durum basın özgürlüğü kavramının yanı sıra basının artık bir güç olarak karşımızda durduğunu ve basının kitle dönüşüm hareketlerine doğrudan katkısı olduğunun bariz kanıtıdır.

            Okuryazarlık ve matbaa Reformasyonun yayılması için kişisel ve kurumsal temaslar ve mübadele ile birlikte uyum içinde işini gördü. Vaaz hareketi ve vaizler de önemli bir rol oynadılar. Bu temelden bakınca, 16.yüzyıl toplumunda iletişim araçları arasındaki bağlantıların ve medyadaki karmaşıklığın  doğasını da eksiksiz biçimde kavramaya başlıyoruz. Baskı ve okuryazarlık  önemli olmakla birlikte, aslında daha büyük bütünün parçasıydı.  Kişisel ilişkiler, basımcılık ve yazı, sözlü iletişimler, kurumlar: Bunların her biri diğerinden ayrı olarak ama karşılıklı etkileşim içinde bir rol oynadı. Okuryazarlığın reform ve karşı-reform çabaları için anlamı tam olarak bu ilişkilerin doğasında yatmaktadır.[16]

            Basınının gücü, temelde kitle iletişim prensibinin retoriğini oluşturmakla birlikte devlet organizasyonları için zamanla bir erk durumuna gelmiştir. Basın kavramı, toplumsal bilgi iletişiminin yanı sıra devlet yönetiminde de söz sahibi olmaya başladı. Zira Fransız Devrimi’nin alt yapısında basın ve medya bariz bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Ekim Devrimi yine kitle iletişimi sayesinde kitleleri arkasından getirdi. Bolşevizmin oluşmasında ve benzeri totaliter yapıların oluşumunda, kamuoyu yapılarında medya ve basının etkisi kaçınılmazdır.

Basının gücünü en iyi kullananlardan biri de muhakkak ki Joseph Goebbels’ ti. Hitler’in propaganda bakanı olan Goebbels, yığınların psikolojik enformasyon ve tetikleyici kuvvet olarak kullanılmasında medyanın ve iletişim disiplinin en can alıcı branşlarından propagandayı kuvvetli ve acımasızca kullanan kişilerin başında gelir. Bunların yanı sıra Amerikan kapitalizminin olmazsa olmazlarından Marketing PR kavramı, medya ve basın ilişkilerinin düzenlenerek karşılıklı çıkar ilişkileri doğrultusunda iletişim disiplinine kazandırılmış bir pazarlama stratejisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Basının doğumu, tartışmasız matbaanın icadı ve kağıdın doğru hammadde olarak kullanılması ile meydana gelmiştir. Basının doğumu ile birlikte iletişim bilimi bir disiplin algoritmasına dönüşüp sürekli genişlemiştir. Geleneksel medya, bu kapsamda oluşmaya başlamış ve günümüzde de halen varlığını devam ettirmektedir.

  1. Gazete

            Süreli haber ve bilgi yayınları 16. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmaya başladı, fakat modern gazetenin kökenleri genellikle, düzenli biçimde haftalık yayınlanan haber gazetelerinin ortaya çıktığı 17. yüzyılın ilk yirmi yılına girmektedir.[17] 1609 da Augsburg, Strasbourg ve Wolfenbüttel gibi bazı Alman şehirlerinde haftalık gazeteler yayımlanmıştı ve biraz daha erken bir tarihe (1607) Amsterdam’da haftalık bir gazetenin yayımlanmış olabileceğine dair bazı kanıtlar da mevcuttur. Basılı haftalık yayınlar-veya o dönemde ilk haber derlemelerine verilen isimle korantolar (coranto)- kısa sürede başka şehirlerde ve dillerde ortaya çıkmaya başladılar.[18] Dönemsel olarak gazetenin günümüzdeki gibi olması beklenemez. Bununla birlikte gazeteler o dönem içerisinde kısa haber bültenleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

            1620’den sonra Amsterdam’da hızlı genişleyen haber ticaretinin merkezi haline gelmişti. Otuz Yıl Savaşları’na halkın ilgisi gittikçe artıyordu ve bu durum amatör gazete endüstisinin gelişimine temel bir itki sağlıyordu. İngilizce basılan ilk gazete muhtemelen 1620’de Amsterdam’da Hollandalı basımcı ve harita yapımcısı Pieter van der Keere tarafından üretilmiş ve Londra’ya ihraç edilmişti.[19] Gazetelerin günümüzdeki gibi hale gelmesi yine toplumun bu yöndeki haber ihtiyaçları doğrultusunda gelişmiştir. Haber alma, o dönemde bireylerin kitle iletişim araçlarını kullanarak kendi yaşamları ile ilgili plan yapmalarına katkı sağlıyor, güvenlikten ekonomiye, siyasetten tarıma kadar bireylerin gelişimine ve evrimine katkı sağlıyordu.

            Gazetenin bu eski biçimlerinin çoğu öncelikle dış haberlerle, yani farklı yerlerde gerçekleşen (veya gerçekleşmiş) olaylarla ilgileniyordu. Bu gazeteleri okuyan veya başkaları tarafından yüksek sesle okunurken dinleyen insanlar, Avrupa’nın uzak yerlerinde, büyük olasılıkla asla göremeyecekleri yerlerde gerçekleşen, doğrudan tanık olamayacakları olaylar hakkında bilgi sahibi olabiliyorlardı. Bu yüzden ilk gazetelerin biçimlerinin dolaşıma girmesi, bireyin dolaysız çevresinin ötesinde duran, fakat kendisinin yaşamıyla bir ilişkisi, hatta potansiyel olarak ona etkisi olan bir olaylar dünyası duygusunun doğuşuna yardımcı oldu.[20]

            Haber alma dürtüsü, bireylerin merak ve bilgi alma ihtiyaçları doğrultusunda farklı  durum ve olgular karşısında yapabilecekleri ile ilgili bir tedbir ihtiyacından doğmuştur. Geçmiş dönem, şimdiki dönem ve gelecekte de bu dürtü devam edecektir. Bireylerin kişisel ihtiyaçlarının yanı sıra politik bilgi birikimlerini sağlamaları açısından haber alma dürtüsü farklılık gösterebilir. Kişilerin ekonomik durumları, siyasi görüşleri veya eğitim düzeyleri bu konuda belirleyici bir faktördür. Bununla birlikte dünyanın neresinde bir durum veya olay varsa kesinlikle başka bireyleri de etkileyebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Günümüzde dahi dünyanın diğer tarafında olan olaylar bulunduğumuz coğrafyayı bir şekilde etkilemektedir. 2020 yılı içerisinde Lübnan’ın Beyrut Limanı’nda gerçekleşen amonyum nitrat patlaması, Türkiye’de gübre fiyatlarını etkilemiş, bu durum da dolaylı ve hatta doğrudan tarım sektörünü etkilemiştir.

  1. Telgraf-Telefon

            Kitap ve el yazması, aynen kil tabletleri, hesap taşları ve quipu gibi bir yerden diğerine götürülüyordu. Tüketebildiğimiz elektriğin ortaya çıkışıyla birlikte medyada da esaslı bir dönüşüm yaşandı. Telgraf ve telefon yeni iletişim devriminin ilk dalgası oldu. Marshall Mcluhan’dan alıntılarsak, telgraftan itibaren, mesajlar artık postacı ve habercilerden daha hızlı yol alıyorlardı. [21] Kitle iletişim araçlarının elektronik olarak gelişmesi telgrafın icadı ile başlamıştır. İletişimin, elektrikle buluşması olarak tanımlanan telgraf, kişilerarası iletişimin yanı sıra kitle iletişim aracı olarak daha etkin kullanılmıştır.

            Ulaşıma dayalı iletişim modelinden iletişime dayalı iletişim modeline geçiş ve hatta ilk elektronik iletişim aracı olarak telgraf karşımıza çıkmaktadır. 1840larda telgrafın gelişiyle birlikte sözcükleri kıtanın etrafının kablolarla çevrilmesine yol açan bir ağ aracılığıyla iletilen elektriksel vuruşlara-mors kodundaki nokta ve çizgilerle- dönüştürebildi. Bu gelişmeyle birlikte iletişim, kuramsal olarak, ulaşım tarzlarından ayrılabilir bir hale geldi. Gerçekte ise ikisi el ele işliyordu. Demiryolunun eriştiği neredeyse her yere telgraf ulaştı. Başlangıçta demiryolu  ve telgrafı ortak kılan şey karşılıklı yarardı. Demiryolu, telgrafın demiryolu trafiğini gözlemlemeyi sağlaması ve kazalara karşı uyarı yapılma olanağı artması sayesinde ilişkiden fayda gördü.

            Claude Chappe herhangi bir mesajın, bir atın dört nala gidebileceğinden daha hızlı bir biçimde herhangi bir yöne gönderebilecek bir sistem tasarladığı zaman başlamıştı.[22] 1840larda başlayarak telgraf Birleşik Devletlerde ve Avrupa’da kıtasal iletişimin güçlü bir aracı olarak ortaya çıkmış ve kısmen okyanusaşırı kablo teknolojisi sayesinde, yüzyılın bitmesinden önce küresel bir sistem haline gelmişti.

            Telgraftan doğan değişimler arasında, telgrafın gazeteyi ve gazatecilik uygulamalarının gelişimini etkilemesi bulunur. Michael Schudson’ın makalesi, 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan yeni haber biçimlerine yoğunlaşıyor. Associated Press gibi telgraf üzerine kurulu haber ajanslarının artan etkisi sayesinde, içinde haber öykülerinin biriktirilebildiği ve buradan başka yere iletilebildiği büyük merkezlere sürekli yeni haberlerle beslemesini sağladı.[23]

            Gazetenin doğumu için matbaa ve kağıdın doğru kullanılması ile ortaya çıkan bir kitle iletişimi olmakla birlikte, gazeteciliğin kurumsallığı kitle iletişiminin elektroniğe bağlanması ile gelişmiştir dememiz yanlış olmaz. 17. yüzyılın gazetecilik kavramı ile 19. yüzyılın gazetecilik kavramı arasında imkan ve teknoloji bakımından büyük farklar vardır.

            Alexander Graham Bell, Mart 1876’da ilk telefonu yaptığı zaman aslında telgrafı biraz daha geliştirmeye çalışıyordu. Aynı ay daha sonra hukuki bir ihtilafa yol açacak olan patent talebinde bulundu, ve Mayıs ayında Philadelpia’ daki Centennial Fuarı’nda bu ilkel aygıtı sergiledi. Alexander Graham Bell ve ortakları bir sonraki yılın çoğunu ülke çapında bu “mucize”nin tanıtılmasıyla geçirdi, bunun için bazen şehirler arası konuşmalar yapmak için telgraf hatlarını kiralıyorlardı. (bazen bu gösteriler başarısız da oluyordu.) Örneğin Watson, şehrin başka bir yerinde toplanmış  bir topluluğa telefon üzerinden şarkı söyleyecekti. 1877’de New York’ ta bir afiş  “Old John St. M.E. Kilisesi pazar okulu’nda bir Eğlence” olacağını duyuyordu, bu gösterilerde okumalar yapılacak, şarkı söylenecek ve “Prof. Bell’in konuşan ve şarkı söyleyen telefonu “ sergilenecekti. Giriş ücreti 25 sentti. Bu numaralar, gazetecilerin dünyanın her yanına aktardıkları gibi fazlasıyla ilgi görmüş ve hayret uyandırmıştı.[24]

            Bir yeniliği ticari bir işe çevirmek ise daha güçtü. Alexander Graham Bell’in telgraf işinin sponsorları, kayınpederi Gardiner Hubbard ve öğrencilerinden birinin babası olan Thomas Sanders’ti. Temmuz 1877’de üç kişi, Bell Telephone Company adı ile Hubbard’ın yönetimi altında bir araya geldiler ve aygıtı ciddi biçimde pazarlamaya giriştiler. Başlangıçta, genellikle bir şirketin iki binası veya iş adamının evi ve işyeri arasında gerçekleşen basit, iki uçlu iletişimciler için telefon çiftleri kiralamakla yetiniyorlardı. Ocak 1878’ de New Haven’da ilk telefon santralinin  veya anahtar panelinin kurulması büyük bir adım olmuştu.[25] İlk telefon aboneleri kimlerdi? İlk kullanıcılar arasında doktorlar öne çıkıyordu. Telefon onların acil durumlarından kolayca haberdar olmalarını ve muayenehanelerinde bulunmadıklarında randevu alabilmesini sağlıyordu. Tipik biçimde eczacılarında telefonları vardı.[26] Telefonun o dönemde kullanılması başta ticari olmak üzere Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi kavramına doğrudan uymaktadır.

            1878 yılı ortalarında telefon işi daha oluşum halindeydi. Ülke çapında yaklaşık 10.000 Bell aygıtı kullanılıyordu., fakat artık Bell ciddi bir rekabetle karşı karşıyaydı. Neredeyse her yerde telgraf ofisleri kurmuş olan Western Union, Thomas Edison ve Elisha Gray tarafından tasarlanmış olan telefonları kullanarak rakip bir hizmet sunmaya başlamıştı. Bell, Western Union’a patent ihlali davası açtı ve piyasaya hakim olmak için ülkenin birçok yerinde aceleyle yeni santraller kurdu. 1879’un sonunda rakipler bir anlaşmaya vardı: Western Union, Bell’ e hizmetleriyle ilişkisini kesmeyi, Western Union’a bir süre boyunca brüt hasılatının %20’sini ödemeyi ve telgraf şirketine birkaç yerel Bell şirketinde cüzi bir pay vermeyi kabul etti. Bu çözüm 1880 yılının başlarında ülkenin çeşitli yerlerinde bulunan 60.000 santral aboneliğinin Bell şirketine kalmasını ve şirketin telefon  işinde bir tekel oluşturmasını sağlamıştır.(Yaklaşık 30 yıl içinde Bell, Western Union’u yavaş yavaş ele geçirdi, ta ki federal hükümet şirketin tasfiye edilmesini için baskı yapana dek)[27]

            Büyümenin sonuçlarından biri anahtar panelinin kalabalıklaşmasıydı. Spagettiye benzeyen kablo yığınları paneller üzerinde birbirlerine dolanıyordu; kabloların sayısı, boyutları ve karmaşıklığındaki artış bunlarla uğraşmak zorunda olan operatörlerin becerisini aşıyordu. Geçici çözümler, özellikle büyük şehir merkezlerinde 1880lerin sonuna kadar sorunu ortadan kaldırmadı.[28] İspanyol dizisi Las chicas del cable adlı dizide bu durum ayrıntılı olarak işlenmiştir.

            Döneminde kişiselleştirilmiş kitle iletişim aracı olarak tanımlanan telefon, aslında kitle iletişimine ayrı bir hız katmıştır. Haberciliğin esaslarından olan” kaynaktan doğrulanmış hızlı haber” mantığı telefon teknolojisi ile sağlanmıştır. Bununla birlikte telefon teknolojisi, kişisel ihtiyaçlar bazında oluşum göstermişken zamanla yığınların bilgilendirilmesinde bir kitle iletişim aracı olarak karşımıza çıkmıştır. Bu teknoloji hiç şüphesiz büyük bir devrimdi ve günümüzde dahi üzerine teknolojik eklentiler ekleyerek kullanımına devam ettiğimiz, mobilleştirilecek küçülttüğümüz ve ayrı bir konu olan mobil kitle iletişim araçlarının atası olarak kabul görmektedir.

  1. Radyo

            Telsiz telgrafın tarihi 1864’te James Clerk Maxwell tarafından yazılmış bir bilimsel incelemeyle başlamıştır. Maxwell bu incelemesinde elektromanyetik dalgaların var olması ve bunların uzayda yayılmakta olması gerektiği ileri sürüyordu. 1887’ de Heinrich Hertz  bu dalgaları laboratuvarda üretmeyi başardı., ve 1894’ de Guglielmo Marconi bu dalgaları iletip alabilecek bir aygıt tasarladı. Marconi 1897’ de İngiltere’ye giderek Isle of Wight’ ta, denizde seyreden gemilerin iletişin kurmasını sağlayan ilk kıyı istasyonunu kurdu. İlk defa 1899’ da denizdeki bir gemiden acil durum sinyali gönderildi. 1901’de İngiltere’deki yüksek güçlü bir vericiden Atlantik’in öte yakasına bir mesaj gönderdi.İki yıl sonra Kral VII. Edward ve Başkan Theodore Roosevelt bu verici aracılığıyla mesajlaştılar. Telsiz araçlarının sayısı arttığı için 1903’te Berlin’de sistemin kullanımını düzeltmek amacıyla bir Uluslararası Telsiz Telgraf Kongresi düzenlendi. Marconi Şirketi 1904’ te Corbwall ve Cape Cod arası gece iletişimlerini sağlayacak ilk telsiz haber servisini kurdu. 1909 yılında iki geminin çarpışmasının hemen ertesinde yapılan bir telsiz çağrısı 1700 insanın hayatını kurtardı. 1910 yılında bir telsiz mesajı, Amerikalı bir doktorun karısını öldürüp gömdükten sonra, oğlan kılığına girmiş sekreteriyle  birlikte gemiye binip kaçmaya çalışırken Londra’da tutuklanmasını sağlaması bu teknolojiye karşı sansasyonel bir ilgi doğurdu. Kaptan bu iki kişiden şüphelenmiş, Scotland Yard’a telsiz telgraf aracılığıyla haber vermiş ve çift limana ulaşmadan polislerin gemiye  yetişip onları tutuklamasını sağlamıştı. 1912 yılında telsiz, kara istasyonlarını ve denizdeki gemileri anında dünya çağında yayılmış bir ağa bağlaması sayesinde uluslararası iletişimin esaslı bir öğesi haline gelmiştir.[29]

            Telsizin icadı ve elektromanyetik frekansın buluşu, uzun süre konusu güvenlik olan organizasyonlar için doğrudan iletişim aracı olarak kullanılmıştır. Günümüzde dahi farklı formatlarla geliştirilen telsiz, güvenlik konusunda kullanılmaktadır. Telsiz teknolojisinin gelişmesi, sadece kendini geliştirmesi ile değil aynı zamanda yeni bir kitle iletişim aracı olacak olan”Radyo”nun çalışma prensibini oluşturmuştur. Kaynak, frekans, mesaj ve alıcı düzleminde gerçekleşen iletişim; zamanla kaynak, frekans, mesaj ve kitle olarak evrim geçirmiş ve radyonun doğumunu sağlamıştır.

            Amerika’daki amatör topluluklar 1906 ve 1907 yılları arasında, silikon veya karboruntd gibi bazı kristallerin radyo dalgalarını algılamaya oldukça elverişli olduklarını keşfettiler bu keşifle birlikte radyonun şekillenmesi ve tek taraflı yayın yapma olasılığının keşfedilmesi ile radyo kitle iletişim aracı olarak gündeme gelmeye başladı. Daha da önemlisi 1907 yılında piyasada henüz çok yeni olan prototip vakum tüplerinin aksine kristaller ucuz, dayanıklı ve uzun ömürlüydü. Bir alıcı istasyon ile verici istasyondakiler birbirlerinin tamamen aynısıydı. Verici uçta, mucitlerin doğru akım kaynaklarından çok yüksek frekanslı alternatif akım üretmeye en elverişli yöntemi tasarlamaları gerekmişti. Alıcı uçta ise sorun, bu dalgaların “doğrultulmasıydı”: Yüksek frekanslı alternatif akımı , bir telefon alıcısından geçebilecek şekilde tek yönlü darbeli akıma geri dönüştürülmesi. Radyo dalgaları, telefon diyaframının hızlarıyla ve hızlı salınımlarıyla baş edemeyeceği kadar yüksek frekanslıdır. 1906 yılında, vakum tüplerinin öncüleri olan Fleming “valfı” ve De Forest “adyonu” geliştirildi. Bunlar akımın yalnızca tek yönde akmasını sağlamalarına rağmen yine de çok pahalı, son derece hassas ve kısa ömürlüydüler. Kristallerde radyo sinyallerini aynı yolla doğrultuyorlardı, fakat bunu nasıl yaptıklarını o dönem hiç kimse bilinmiyordu.[30] Bu gelişmeler ile birlikte alıcıların geliştirilmesi ve detaylandırılması ile radyo oluştu ve yaygınlaştı, kitle iletişim aracı olarak tarihteki yerini aldı.

            Radyonun hükmü uzun süre devam edecek olan bir kitle iletişim aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Gelişimi bir buluşla gerçekleşen radyo, kitle iletişimin elektikten öte elektronik ortama taşınmasını sağlamıştır. Kitle iletişimin ötesinde radyo aynı zamanda sanatsal faaliyetlerde de kullanılmıştır. Kitlelerin eğitilmesi, dönüştürülmesi kapsamında da kullanılan radyo, kitle iletişimin aynı zamanda bir eğlence aracı da olabileceğini göstermiştir. Sesli tiyatrolar, sanatsal betimlemeler, sesli romanlar, kitle iletişimin sanatsal faaliyetlerine örnek teşkil etmektedir.

            Radyonun gelişimi, kitle etkileşimi radyoculuk sektörünün de gelişmesini tetiklemiştir. Radyoculuk, kitle iletişiminde kaynak rolü teşkil etmesi ile birlikte aslında bir sanatsal faaliyettir. Doğaçlamanın, hazırcevapların ve monodiyalogların sıkça görüldüğü radyo yayıncığı, halihazırda uzun süre devam etmiş ve devam etmekte olan bir sektördür.

            İnternet kullanımının yaygınlaşması, radyoyu öldüreceği düşünülse de radyo, işitsel kitle iletişimi kapsamında ömrünü uzun süre devam ettireceğe benziyor. Bununla birlikte kişisel otomobillerimizde kapalı devre müzik yayınına olanak sağlayan birçok teknoloji gelişse de radyonun interaktif ve akıcı yayın politikası sayesinde kullanımı hala devam etmektedir.

  1. Fotoğraf

            Daguerre’in çığır açıcı buluşundan, fotoğrafların nihayet büyük gazete baskılarındakiler gibi yeniden üretilmesinin ticari bakımdan elverişli hale geldiği 1890lara kadar yarım yüzyıldan fazla zaman geçmiştir. Bu noktaya kadar kamera görüntüsünün sürekli tonlarının resim kalıbına kopyalanması gerekiyordu-bu gazetelerin düzenli, hatta aralıklı olarak bile fotoğrafçı çalıştırmaya pek özenmeyecekleri anlamına geliyordu.[31]

            Bu yüzden yaklaşık 1885’e kadar fotoğrafçılık tarihinde özellikle haber muhabirliği anlamında uzmanlaşmış veya belirli süre için yalnızca basın organlarında çalışmış tek bir fotoğrafçıya rastlanmamasına şaşırmamak gerekir.[32] 1890’dan 1. Dünya Savaşı’nın başına kadar geçen yıllara gerçekten de oluşum dönemi denebilir ve bu dönemi tamamen belirlenmemiş olsa da başlatan şey yarım ton yeniliğidir. Teknik ve estetik bakımdan, profesyonel bir meslek ve toplumsal bir kurum olarak fotoğraf haberciliğinin kendisini kurması tam da bu döneme rastlar.[33] O dönemde etkisi tam olarak kavranamamasa da, gelecek dönemde gazetelerde yayınlanan haberlerin fotoğraf ile desteklenmesi, gazete satışlarında ciddi yükselişlere yol açacaktı.

            Yarım ton çoğaltımlar 1867’den beri haftalık dergiler ve 1880’den beri günlük gazeteler tarafından deneysel bir düzeyde kullanılmıştı. Ancak  1889-1890 yıllarında Amerikan mucitler tarafından gerçekleştirilen önemli ilerlemelerin ardından, yüksek tirajlı gazetelerin büyük miktarda fotografik yarım ton resmi düzenli aralıklarla basması elverişli hale geldi. Bu gelişme anlamlıydı ve resim haberciliğinde ikinci bir “buluş” olmadıysa bile onun kökten bir biçimde yeniden tanımlanmasına yol açtı.[34] Bu buluş hiç kuşkusuz haberin omurgasının salt bilgiden öte artık görüntüye doğru dönüşümü ile sonuçlanmıştır.

            Yarım ton baskı kalıbı gazetelerin 1890 yıllarında fotoğraflardan yararlanmasını sağladıysa da, onlar için fotoğrafı çekici kılan şey, duyarkatlar ve kamera tasarımlarıyla ilgili somut ilerlemeleri 1880lerin hızlı, kuru jelatin plakaları ve makara filmleri, elde taşınabilen şipşak fotoğraf makineleriyle birlikte fotoğrafçılığa hareket ve eylem alanlarını açmasıdır.[35] Fotoğrafın etkisi o dönemin modern medyasında çığır açmakla birlikte gündem oluşturmada büyük katkı sağlamıştır. Gazetecilik mesleğinde en önemli olgu “görüntü” diye tabir edilen somut kanıttır. Fotoğraf, kitle iletişim araçlarına yeni bir soluk getirmek ile birlikte kendinden önceki kitle iletişim aracını da beslemiş, gazetelerin bel kemiğinide zamanla oluşturmuştur.

            Asya’daki bir savaştan Brezilya’daki tren kazasına, başkanın Little Rock, Arkansas’ı bir ziyaretinden Central Park’ta güvercin besleyen küçük bir kıza kadar herşey haber fotoğrafı halini alabilirdi. Özellikle haber görüntüleri yelpazesinin genişlemesinde sıradan ayrıntılara yönelme aşamasını burada vurgulamak gerekiyor. Önemli olaylar daima resimlenmiştir. Sıradan ayrıntıların bütün gücüyle öne çıkmasıyla ancak 1900lerde mümkün olmuştur ve modern fotoğraf gazeteciliğinin başlangıcının bu dönem olduğu bir kez daha vurgulayacak şekilde o günlerden beri hep bizimle olmuşlardır. [36]

            Fotoğraf teknolojisi ile birlikte fotoğraf makinelerinin de kendini geliştirmesi, küçülmesi ve hatta günümüzde dijital compact seviyelere kadar düşürülmesi, haberciliğin de gelişmesine, günümüzde anlık görüntü paylaşımını olanaklı hale getirmiştir. Bu durum, habercilikte rekabeti doğurmuş, bu rekabet fotoğraf kalitesinin yanı sıra fotoğrafçılık sektörünün de doğumuna sebep olmuştur.

Fotoğraf, kendinden önceki kitle iletişim aracının en büyük destekçisi olmakla birlikte zamanla fotoğraf gazetenin olmazsa olmazı ve hatta gazetenin bizzat kendisi de olmuş, gazetenin farklı format, boyut ve kategorisi olan dergiyi de doğurmuştur. Fotoğrafın doğumu ve gelişimi kendisini bir kitle iletişim aracı olarak benimsetmiş, kitle iletişim araçları için büyük bir dönüşümün habercisi olmuştu. Fotoğrafın var olması kendinden sonra oluşacak olan yeni kitle iletişim araçlarına da ön ayak olmuştur.

  1. Sinema

            1870ler ve 1800lerde hayvan ve insan hareketi incelemeleriyle uğraşan bir çok bilimci bir araştırma aracı olarak fotoğrafçılığa yöneldi. Bunlar arasında en önemlileri olan Fransa’dan Etienne Jules Marey ve amerika’da yaşayan bir İngiliz, Eadweard Muybridge, görsel zaman ve hareket incelemelerini önemli ölçüde ilerleten proto-sinema araçları yarattılar. Ayrıca dünyanın her tarafındaki mucitlere, hareketli fotoğraf illüzyonu üretebilecek aygıtlar yapmaları yönünde esin kaynağı olmuşlardı. Thomas Edison dahil, bu mucitlerin çoğu hareketli resim çalışmalarıyla, Marey ve Muybridge’inden biraz daha farklı bir sebep yüzünden ilgilenmişlerdi: Kâr getirecek ticari bir eğlence aracının çekiciliği…[37]

            İlk film tarihçileri ve gazeteciler, Edison’un hareketli resim tekniğinin gelişimindeki öncülüğü efsanesini ebedileştirmeyi ve abartmayı tercih etmişlerdi. Aslında Gordon Hendricks’ in özenli ve geniş kapsamlı araştırmasının gösterdiği gibi, ilk hareketli resim kamerasının(kinetograf) ve gösterim makinesinin (kinetoskop) yaratılmasının onuru Edison’un yardımcısı W.K.L. Dickson’ a aitti. 1888 ve 1896 yılları arasında Dickson “ Edison’ un hareketli resim çalışmasının can alıcı teknik olgunlaşma dönemi boyunca çalışmanın merkezinde yer almıştır ve başkaları bu yeni aygıtın ticari kullanımına yöneldiği sırada o, aygıtın çalışmasını sağlayanların aracıydı. “ 1895’ te Edison, hareketli resimler uğraşma  sebebinin “ fonografın kulak için yaptığını göz için de yapacak bir aygıt tasarlamak” olduğunu kabul etmişti; bununla birlikte, hareketli resimlere olan ilgisi her zaman fonografa yönelik tutkusunun ardından gelmişti.[38]

            Kitle iletişim aracından öte, eğlence sektörünün boyut atlamasına olanak sağlayan bu gelişme, fotoğrafın o dönemde farklı formatlara dönüştürülmesi ile oluştu. Kitlelerin eğlendirilmesi ve karşılığında ticari gelir elde edilmesi amaçlanmıştı. Gelişimin asıl amacı eğlence ile birlikte kapitalist mantıkta ticari gelir elde etmekti.

            1893’ten itibaren düzinelerce dansçı, akrobat, hayvan numaracıları, kement atıcıları, ödül dövüşçüleri  ve çeşit çeşit vodvil oyuncuları Edison’un West Orange, New Jersey’ de yerleşkesine akın etmişlerdi. Burada özellikle film yapmak için kurulmuş olan dünyanın ilk stüdyosu olan “Black Maria” adlı katranlı kağıttan yapılmış bir barakaya yerleştirilmiş sabit bir kameraya, kinetografa poz vermişlerdi.[39]

            1895’te Washington D.C. de C.Francis Jenkins ve Thomas Armat projektörün temel işlevini keşfettiler. Filmin bir süre hareketsiz kalacak şekilde kesintili hareketi  ve kareden kareye hareketini izleyen süre boyunca aydınlatma. New York’ta Binbaşı Woodville Latham ve iki oğlu, Enoch Rector ve Eugene Lauste ile birlikte, daha uzun filmlerin kullanılabilmesini sağlayan ünlü Latham döngünü buldular. William Paul 1896 yılı başlarında Londra’ da kendi Animatograf projektörünü başarıyla sergiledi. Fransız Auguste ve Louis Lumiere kardeşler 1895 yılı sonlarında Paris’te kendi sinematograflarını sergiledikleri ticari bir gösteri düzenlediler; bu aygıt kamera, projektör, ve banyo ilacının çarpıcı bir kombinasyonuydu. W.K.L. Dickson ve Herman Casler 1896 yılında, açıkça dönemin en üstün projektörü olan biografı geliştirdiler ve American Mutoscope and Biograph Company’nin temellerini attılar.[40]

            Sinema sektörünün doğumunu tetikleyen en büyük gelişme fotoğrafın icadı olmuştur. Bu gelişme, teknolojinin her türlü imkana sahip olduğunun da bir göstergesiydi. Tarih boyunca sürekli gelişen kitle iletişim araçları belki de yeni bir sektörün doğacağını bilmiyordu ve bu kapsam bir teknolojiyi zamanla evirip bir kitle iletişim aracı olacağını tahmin dahi edememişlerdi. Sinema sektörünün doğumu ilk başlarda çok kısa filmlerin gösterimi ile birlikte bir deneme safhasından geçiyordu. Denemelerin başarılı olması sinema sektörünün tamamen kitle iletişimi boyuna geçtiğini kanıtlamadı. Geçişin sancıları zamanla ortaya çıktı ve yeni sorunlar gündeme geldi.

            Hareketli görüntülerin yansıtılması teknolojisi bir gerçeklik haline geldikten sonra artık bunların nerelerde gösterilebileceği sorunu öne çıkıyordu. 1895 ve 1905 arasında, nikeledeon patlamasının hemen öncesinde, filmler esas olarak vodvil performanslarında, gezici gösterilerde ve oyun salonlarında kullanıyorlardı. Filmler Vodvile doğal bir biçimde uygun düşmüştü; en başta bunlar yalnızca bir yenilikti. İzleyiciler vitaskopun, biyografın ve sinematografın  1895 ve 1897 yılları arasında ilk gösterimleri coşkuyla karşılanmıştı. Ancak bu ilk filmlerin basmakalıplığı  ve kalitesizliği kısa sürede yeniliğin önüne geçmiş ve yaklaşık 1900 yılında filmler artık vodvil gösterilerinde esas olarak sahnenin bir gösterimcilere de, farklı mucitlerin girişimci şovmenlere projektörlerin bölgesel haklarını kiralama veya doğrudan satmalarıyla birlikte, bu yıllarda etkin oldular. New England kırsalında ve New York’un taşra kesimlerinden Louisiana ve Alaska’ya kadar, sayısız ziyaretçi tiyatroların ve çadır gösterilerinde sunulan filmlere ilgi gösterdi. Nihayet eğlence salonları yeni olgunlaşan sinema sektörü için üçüncü bir gösterim yolunu ortaya koydu. Salon sahipleri, kinetoskop kullanımının yanı sıra hızla başka olanakları da değerlendirmeye koydular. Salonların müdavimleri, görmediklerin filmlerin peşinden oradan oraya koşan sıkı film hayranların meydana geliyordu. Bazı salon sahipleri projektör satın aldı, kiraladı, hatta bazıları da kendi projektörlerini kendisi yaptı, sonra da salonlarında film seyredilmesine uygun alanlar oluşturdular. Vodvil yöneticilerinin elden çıkardığı filmleri de aldılar ve arşivlediler.[41]

            O dönemden sonra hızla gelişen sinema sektörünü, hızlı bir biçimde kitle iletişim aracı haline dönüşmeye başladı. Sinema salonlarının yaygınlaşması, sinemada kalitenin ve gösterim hızı sorunlarının çözümlenmesi, kitlelerin sinemaya olan ilgilerini artması ile kitle iletişim olarak sinema karşımıza çıktı. Sinema, kitlelere verilmek istenen mesajları soyut kavramlar ile somut davranışlar ile verilmesini olanaklı kılıyor bununla birlikte verilen mesajın kalıcılığını sağlıyordu. Zamanla da ortaya çıkacak olan 25 kare mantığı ile birlikte sinemanın bir bilinçaltı uyarıcısı olarak da kullanılabildiği görüldü. Özellikle reklam sektörü bu geleneği sürekli devam ettirdi. Dünyanın birçok büyük markaları hala sinema salonlarında bu mantığı kullanmakta, kitleleri etkisi altına alacak ve ticari faaliyetlerini geliştirecek farklı yöntemlere de başvurmaktadır.

  1. Televizyon

            Radyonun icadı ile birlikte çok kısa zamanda sesin yanı sıra, görüntülerin de kitlelere ulaştırılmasını sağlayacak yeni teknojinin keşfi ile geçmişti. Görüntü mantığı, bireylerin ses sayesinde betimledikleri olay ve durumları artık somut ve görünür bir şekilde görmelerini sağlayacaktı. Televizyonun icadı hiç şüphesiz artık değişen ve gelişen dünyanın yeni bir boyuta evrileceğinin habercisiydi. Birçok düşünür ve bilim adamına göre televizyonun icadından sonra geliştirilecek herhangi bir teknolojik kitle iletişim aracı kalmamıştı.

Hareketli resimlerin elektornik sinyallere dönüştürülmesini ve bu sinyallerin tekrar resme dönüştürülmesini sağlayan ilk yöntem, spiral delikli döner diskler sayesinde, 1884 gibi erken bir tarihte alman Paul Nipkow tarafından tasarlanmıştı. Kısa süre içinde de döner disklerin yerini elektronik tarama sistemleri aldı. Kuzey Amerika’da ilk televizyon yayınları 1939 yılında başladı. 1920lerde İngiltere’de ve Birleşik Devletler’deki deneyciler alıcılara havadan sinyal göndermeyi başarmışlardı. Amerikan televizyon endüstrisinin ilk on yılındaki yönelimini büyük ölçüde radyo yayıncılığının ve alıcı imalat sektörünün liderleri, özellikle de hakim televizyon firması NBC-RCA tarafından belirlenmişti. 1941’de CBS, New York’taki küçük bir izleyici kitlesi için günde iki kez on beş dakikalık haber yayını yapıyordu.[42]

Çoğu radyo kökenli olan olan ilk televizyon haber programlarının yapımcılarının karşı karşıya kaldıkları sorun ekranın nasıl doldurulacağı olmuştu. CBS’teki bu ilk haber programları “tahtada anlatma” formatındaydı; Richard Hubbell  adında bir sunucu elinde değnekle bir Avrupa haritasının önünde ayakta duruyordu. Görüntü kalitesi o kadar kötüydü ki, harita bir yana Hubbell’ı bile seçmek güçtü. Pearl Harbor saldırısı olduğunda CBS, stüdyodaki bir pervanenin dalgalandırdığı bir Amerikan bayrağını filme alarak görsel malzeme elde etmemiş olsaydı, bir avuç izleyicisini önemsemeyecekti.[43]

Televizyon gazeteciliği, olayların görünüşlerini ve seslerini, sözel bakımdan en deneyimli öncellerinin erişmiş olabileceği düzeyin ötesine geçebilen bir yeniden yaratma gücüne gerçekten de sahipti, ayrıca bu gücü tam anlamıyla kullanabilecekleri dönem de artık pek uzakta değildi. 1949’da eski bir radyo habercisi ve eski bir sinema kameramanı, Fransa’nın ilk televizyon haber programı için bir balon yarışının haberini yapmaya girişmişlerdi. Yarışları kendi balonlarının bakış açısından izledikleri sırada fırtına, balonu yüksek gerilim hattına doğru sürüklemişti. İki haberci kamera çekime devam ederken kaçmayı başarmış ve bu sırada balonların patlayıp yanmasını filme almışlardı. bu haber Fransa’da bu yeni haber arasının potansiye ilk büyük örneğini ortaya koymuştu. “Le Journal Televise” başlangıçta haftada üç kez yayın yapıyordu: yıl sonuna doğru ise günde iki kez yayınla devam etmişti.[44] Haberin görüntüyle birlikte video haline getirilmesi ile haber kalitesinin ve haberciliğin de dünyada önemi gittikçe artmaya başladı. Bu durum büyük haber ajanslarının da doğmasına katkıda bulundu.

Birleşik Devletler’ de CBS ve NBC kendi haber filmlerini üretmeye 1950’lerde başladı. Kamera ekipleri büyük şehirlerde hazırda tutuluyor, çektikleri filmler New York’ a uçakla gönderiliyordu. Washington ve başka birkaç şehirde ki muhabirler kablo bağlantısı sayesinde canlı yayına çıkabiliyorlardı. Dört yılda bir gerçekleşen politik toplantıların, uzay programının heyecan uyandıran ilk adınlarının ve elbette medeni haklar hareketinin ilk mücadelelerinin haberleri bu şartlarda yapılmıştı.

Marshall McLuhan’ ın iletişim literatürüne kazandırdığı “Küresel Köy” kavramı, televizyonun kitle iletişimine ve kitlelere olan hakimiyetini görmesi ile betimlenmiştir. McLuhan, televizyon sayesinde dünyadaki bütün kitlelerin birbirine bağlanacağı ve dünyada olan bitenden tüm insanlığın haberdar olacağını düşünüyordu. Nitekim McLuhan’ın bu tahmin ettiği bu bağlantı zamanla gerçekleşti ve dünya küçük bir köy haline geldi. Amerikan Kapitalist sistemi tüm dünyayı etkisi altına aldı ve tüm dünyada televizyon sektörü hızlı bir yükseliş yakaladı. Hollywood filmleri, Amerikan Kültür Emperyalizmini evinde televizyon bulunduran tüm milletlere yaymaya başladı.

Muhakkak ki McLuhan’ın belirttiği “Küresel Köy” kavramı kitle iletişim açısından söylenmiş bir kavramdı ancak televizyonun mucitleri televizyonu bir kültür emperyalizminin silahı olarak kullandı. Uluslararası standartlarda bu durumu denetleyen ve yaptırım kuvvetine sahip olan bir kurum günümüzde hala kurulmadı. Birçok ülkenin anayasasında bulunan “basın özgürlüğü” kavramı uluslararası boyutta bir kanunla veya Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan “Dünya Basın Ajansı” vb. bir organizasyonla desteklenmedi.

Kitle iletişim araçları birbirlerini besleyen en büyük kuvvet olmuştur. Birinin icadı diğerini tetiklemiş, diğerinde yaşanan gelişme öbürüne de sirayet etmiştir. Yazının icadı gazeteyi, gazetenin kullanımını kolaylaştırmak ve haber akışını hızlandırmak için telgraf ve telefonun geliştirilmesi, radyonun icadı ile sesin yanı sıra görüntünün de iletimine imkan sağlanabileceği fikirleri, geleneksel kitle iletişim araçlarını yani, “Geleneksel Medya” olarak tanımladığımız kitle iletişim bileşenlerini oluşturmuştur. Bu gelişmeler ve geleneksel medyanın doğumu, kitlelerin tek elden yönlendirilmesi, farklı yayın ve programların yine ekonomik imkanlar doğrultusunda mümkün kılınabileceği bir yapı haline gelmiştir. Dev medya kuruluşlarının ve birleşik şirketler grubu olarak adlandırılan holdinglerin tekelinde bulunan geleneksel medya, sermayenin istekleri doğrultusunda işlevini sürdürmektedir. Geleneksel medyanın işlevi, etkileme ve yönlendirme olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durum, zamanla bireylerin dünyalarının tektipleştirilmesi ve düşüncelerinin kısırlaştırılmasını sağlamaktadır. Geleneksel medya ne verirse kitle de onu alır.

Geleneksel medyayı ayakta tutan olgu, sermayenin kütlesel hali olan reklamdır. Reklam, geleneksel medyanın suyu olması ile birlikte hayatta kalmalarının tek ve vazgeçilmez unsurudur. Farklı kaynaklardan beslenmeyen kitle iletişim araçlarının hayatta kalmasının bugün dahi imkan yoktur. Bu durum, kitlelerin sermaye eliyle yine kendi sermayesini arttıracak farklı tekniklerin geliştirilmesini sağlamıştır. Reklamcılık sektörü bu sermayenin artırılması ve genişletilmesi çerçevesinde işlevini hala korumaktadır. Geleneksel medya, dünyayı küçültmüş olmasına küçültmüştür ancak sermayenin istekleri doğrultusunda bağlama işlevi görmüş, kitleleri kendi doğrultusunda hareket ettirmiştir.

Geleneksel medyanın gücü hale devam etmektedir ve bir 20 yıl daha ettireceği kesindir. Geleneksel medyanın gücü doğrudan hissedilmese bile dolaylı yoldan gücünü hala daha göstermektedir. Politikadan ekonomiye, kültürden sanata kadar geleneksel medyanın kölesi haline gelmiş birey, kendi özgürlüğünü yine kendi elleriyle kısıtlamaktadır. Yığınların psikolojisini etkileyen geleneksel medya birçok devlette dördüncü büyük erk olarak kendini göstermektedir. Bu durum politikanın gerçek demokrasi unsurları ile değil sermaye eliyle yapıldığının gerçek bir kanıtıdır.


[1] Crowley-Heyer,s.18

[2] A.g.e.

[3] A.g.e.

[4] Shhmandt-Besserat, Yazının Eski Öncüsü, s.1

[5] Bruner, s.47

[6] Couvin, s.111

[7] Braidwood, s.133

[8] Redman, s.31-32

[9] Lewis, s.117

[10] Crowley-Heyer,s. 69

[11] A.g.e.

[12] Crowley-Heyer, s.128

[13] Strauss

[14] Halborn, s. 123

[15] Febvre ve Martin, s. 51

[16]  Crowley-Heyer, s.163

[17] Allen, s. 317-19

[18] Crowley-Heyer,s. 176

[19] Frank, s. 21-2

[20] Crowley-Heyer,s. 176

[21] Crowley-Heyer,s. 182

[22] Headrick, Optik Telgraf-İletişim Tarihi, Crowley-Heyer, s.186

[23] A.g.e.

[24] A.g.e.

[25] Fischer, Telefon Liderliği Ele Geçiriyor, İletişim Tarihi, Crowley-Heyer, s.218

[26] Aranson, 19

[27] A.g.e.

[28] Chapius, 534-60

[29] Wedlake, s. 18-74

[30] Douglas, Radyonun İlk Yılları,  İletişim Tarihi, Crowley-Heyer, s. 312

[31] Keller, Fotoğraf Haberciliğinin İlk Zamanları, İletişim Tarihi, Crowley-Heyer, s. 240

[32] A.g.e.

[33] A.g.e.

[34] Gernsheim, s. 539

[35] A.g.e.

[36] Keller, Fotoğraf Haberciliğinin İlk Zamanları, İletişim Tarihi, Crowley-Heyer, s. 245

[37] Czitrom, İlk Hareketli Resimler, İletişim Tarihi, Crowley-Heyer, s. 261

[38] Hendricks, s. 142

[39] North, s.1-26

[40] Czitrom, İlk Hareketli Resimler, İletişim Tarihi, Crowley-Heyer, s. 262

[41] Hampton, s. 12-14

[42] Baurnouw, s. 5, 48-49, 86

[43] A.g.e.

[44] Miguel, s. 193-194

Kaynakça için: https://www.alpaslanakman.com/index.php/2020/12/24/pandemi-sonrasi-yeni-medya/

Bir cevap yazın